Müslümanlar neden yalancıdır? [İlgisiz İletiler]

Forumda gereksiz, ikinci kere açılmış, içeriksiz, lüzumsuz bulunan konuların taşınacağı yer.
mercanbal

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen mercanbal » 04 Mar 2014, 11:19

Sümerin, hıristiyanın, yahudinin, arabın tanrısı oluyor da (olduğunu kabul ediyorsun da) bütün varlık aleminin tanrısı olabileceğine neden inanamıyorsun?
Hayvanlarda akıl yoktur!.içgüdü vardır. aklı olan, gelecekle ilgili plan yapar. Hangi hayvan gelecekle ilgili plan yapar?
Eğer aşk hormonlarının aşkın varlığını ispat ettğini düşünüyorsan, aynı şekilde yaratılmış olan bütün varlık aleminin de yaratanı yanı tanrının var olmasının delili olarak görmelisin.
Aşk-hormon ikileminde aşk mı hormonu yaratıyor? Hormon mu aşkı sorusunun da cevabı verip vermemen sana kalmış.
Sevgi için söylediğin gözlemlerin aynısını allah sevgisi için de yapacak olursan aynı sonucu elde edersin.
Arap tanrısından kastettiğin, putperest arapların inandığı lat, menat uzza ise bunların tanrı olduklarına ben de inanmıyorum. Ben tüm varlık aleminin yaratıcısı olan, öcesiz ve sonsuz olan, fiziksel, kimyasal yapısını, kaç boyutlu olduğunu vs kendinden başka kimsenin bilemeyeceği allah a inanıyorum.
Allahın var olmadığını anlamam için hiç de uğraşmadım. Uğraşmaya da gerek duymuyorum. Sen bana alalh ın olmadığını iddia ediyorsan allah ın olmadığını senin bana isbatlaman lazım.

Bir şeyin var olmadığı, eldeki verilerle tutarsızlık göstermesi durumunda kolayca anlaşılabilir ise, bu eldeki tutarsız verilerin allaha yönelik olduğunu nasıl anlıyorsunuz. Mesela o eldeki tutarsızlıklar insana yönelik ise insan yoktur mu diyeceksiniz. Allah ın varlığna yönelik şu an veri yoksa ilerde olmayacağı anlamnına gelmez.
Bir kesim allah ın varlığını iddia ederken bir başka kesim olmadığını iddia ediyor ise hangisinin ispat etmesi konusuna gelince:
1- sonraki iddiacı grubun ispat etmesi gerekir. Yani binlerce yıldır allah var inancı sürerken, yerleşmiş iken bir grubun hayır alalh yoktur iddiasına girmeleri durumunda onlara “buyrun allahın olmadığını ispat edin” denir. Yoksa, inanmayanların inananlara “ buyrun alalhın varlığını ispat edin demeye hakkı yoktur.
Halen günümüzde türkiye dahil bütün modern(?) hukukta “yerleşmiş yargıtay kararları” diye bir kanun var. yani yerleşik kural hangisi ona bakılır, o esas alınır. mesela: kiracı ev kirası ücretini yanlışlıkla ödemesi gerekenden fazla öderse, (500 lira ödemesi gerekirken 600 lira öderse) fazladan yapmış olduğu 100 lirayı ev sahibinden ister de ev sahibi vermez ise mahkeme olmaları durumunda mahkeme şöyle der: yerleşmiş yargıtay karalarına göre (ne zaman yerleşmiş, kim yerleştirmiş bilmiyorum) kiracının -eğer akli dengesi yerindeyse- fazladan ödediği parayı geri almaya hakkı yoktur şeklinde hüküm verir. yani Yerleşmemiş olan esas alınmaz. Bu hal üzere tanrının varlığı yerleşik kural, olmadığı iddiası yeni kuraldır. Bu nedenle tanrının olmadığını iddia edenlerin ispat etmesi gerekir
2-tanrının varlığını iddia edenler bunu “inançsal” olarak söyler. İnançta ispat olmaz. İspat olsa zaten inanç olmaz. İspat etmesi gereken kesim tanrının olmadığını iddia edenlerdir. Çünkü bunu inançsal değil, bilimsel olarak söylediklerini iddia ediyorlar.

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 929
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen KRALMAS » 04 Mar 2014, 14:50

mercanbal yazdı:Sümerin, hıristiyanın, yahudinin, arabın tanrısı oluyor da (olduğunu kabul ediyorsun da) bütün varlık aleminin tanrısı olabileceğine neden inanamıyorsun?
Tanrı kelimesinin, bizim için masallarda ki, kahraman karakterinden herhangi bir farkı yoktur. Masal karakterine iman etmek (inanmak) için bir sebep göremiyorum.
mercanbal yazdı:Hayvanlarda akıl yoktur!.içgüdü vardır. aklı olan, gelecekle ilgili plan yapar. Hangi hayvan gelecekle ilgili plan yapar?
Öğrenme ve öğrendiklerinden ders çıkarma eylemi akılla olur, bu davranışta hayvanların tamamına yakınında gözlemlenebilmektedir.
mercanbal yazdı:Eğer aşk hormonlarının aşkın varlığını ispat ettğini düşünüyorsan, aynı şekilde yaratılmış olan bütün varlık aleminin de yaratanı yanı tanrının var olmasının delili olarak görmelisin.
Hormonsal davranışlarla, hayali yaratıcı inancını bir tutman son derece komik. Zira birisi gözlemlenebilen, yönetilebilen, deneye tabi tutulabilen gerçek bir olayken, diğeri hiç bir şekilde ıspat edilemeyen, tamamen hayal ürünü bir masal karakteridir. Gözlemlenen evrende "yaratılmış olan" diye bir şey olmadığı için, dolayısıyla "yaratan" da yoktur.
mercanbal yazdı:Aşk-hormon ikileminde aşk mı hormonu yaratıyor? Hormon mu aşkı sorusunun da cevabı verip vermemen sana kalmış.
Vücudumuzdaki çeşitli duyu organları, beynimize çeşitli hormonlar göndererek aşk dediğimiz duyguları hissetmemizi sağlarlar. Dolayısıyla da aşkı üreten hormondur. Daha öncede bahsettiğim gibi, bu hormonlara sahip olmayan veya beyinsel problemi olan insanlar, sevgi ve aşkı hissetmezler, ben yanlış isem, sen bunu nasıl açıklıyorsun?
mercanbal yazdı:Sevgi için söylediğin gözlemlerin aynısını allah sevgisi için de yapacak olursan aynı sonucu elde edersin.
Eğer sevgiden kastın, cinsel ilgi ise bu kesinlikle hormonsaldır. İnsanları eğitimle veya psikolojik saldırıyla, hiç tanımadıkları bir insanı, metayı, hayali karakteri, yüceltmeye de yönlendirmek mümkündür bu psikolojiktir (beyinsel). Anne sevgisi, sahip olduklarını koruma veya bencillik içeren sevgi ise içgüdüseldir. Senin bu allah sevgin(!) hangi gruba giriyor?
mercanbal yazdı:Arap tanrısından kastettiğin, putperest arapların inandığı lat, menat uzza ise bunların tanrı olduklarına ben de inanmıyorum. Ben tüm varlık aleminin yaratıcısı olan, öcesiz ve sonsuz olan, fiziksel, kimyasal yapısını, kaç boyutlu olduğunu vs kendinden başka kimsenin bilemeyeceği allah a inanıyorum.
Yani, hakkında hiç bir bilgi sahibi olmadığın, elinde kanıt diye, yaklaşık 1400 yıl önce yazıldığını düşündüğün ve arap çöllerinde, hiç tanımadığın bir çöl bedevisinin, gaipten aldığını iddia ettiği sözlerini içerdiğini düşündüğün bir kitap dışında, hiç bir kanıtın yok, ama yine de var olduğuna inanıyorsun da diyebiliriz.

Zeus, god, jesus, tanrı, brahma, yahve, ra, horus, ilah, lat, uzza, menat, rab, kabe, hacerül esved, allah vb.. bizim için hiç bir farkları yok. Hepsi gözle görünen veya hayal edilen birer puttan ibaret. Aramızda ki tek fark, biz 4300 (tahmini) tanrıyı reddediyorsak, sen 4299 tanesini reddediyorsun.
mercanbal yazdı:Allahın var olmadığını anlamam için hiç de uğraşmadım. Uğraşmaya da gerek duymuyorum. Sen bana alalh ın olmadığını iddia ediyorsan allah ın olmadığını senin bana isbatlaman lazım.
Yani objetif şekilde allahın var olmama ihtimalini hiç düşünmedin, gözlerini açtın, diğer 1.3 milyar müslüman gibi atalarını allahın üzerine tapar buldun, sorgulamadın sende tapmaya devam ettin.

Ispat konusuna gelecek olursak, var olduğuna dair hiç bir kanıt olmayan bir şeyin yokluğu konusu iddia değil, tespittir. Bu sebeple zaten, ilk olarak varlık konusunda iddia sahibi olan kişilerin kanıt sunması gerekir. Aksi taktirde, sırf yokluğu ıspat edilemiyor diye, milyonlarca masal karakterini gerçek kabul etmek zorunda kalırız. Ama sen farklı düşünüyor gibisin, lütfen bize diş perisinin var olmadığını ıspatlar mısın? Tabii diğer inandığın fantastik canavarlar (Bkz: melek, cin, şeytan, ruh vb.) gibi onunda var olduğunu düşünmüyorsan. Unutma ki benim de diş perisine inanmıyor olmam, onun var olmadığı anlamına gelmiyor, aynı masal kahramanı allahınıza inanmadığım gibi.
mercanbal yazdı:Bir şeyin var olmadığı, eldeki verilerle tutarsızlık göstermesi durumunda kolayca anlaşılabilir ise, bu eldeki tutarsız verilerin allaha yönelik olduğunu nasıl anlıyorsunuz. Mesela o eldeki tutarsızlıklar insana yönelik ise insan yoktur mu diyeceksiniz. Allah ın varlığna yönelik şu an veri yoksa ilerde olmayacağı anlamnına gelmez.
Allaha yönelik olduğunu nasıl anlıyoruz, "Ben tüm varlık aleminin yaratıcısı olan, öcesiz ve sonsuz olan" örnek olarak, bu söz sana aitti mesala, buradaki öncesiz ve sonsuz kelimeleri, eldeki gerçeklerle tutarsızlık göstermekte.

Bir insana yönelik de "öncesiz ve sonsuz" gibi ithamlar yapılıyor olsa, öyle bir insanın var olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sorun varlığına yönelik bilgi eksikliğinin yanı sıra, aynı zamanda varlığı ile ilgili ortaya koyulan sıfatların gerçeklerle tutarsızlık gösteriyor olmasıdır, bu da basbayağı olmadığı anlamına gelir.
mercanbal yazdı:Bir kesim allah ın varlığını iddia ederken bir başka kesim olmadığını iddia ediyor ise hangisinin ispat etmesi konusuna gelince:
1- sonraki iddiacı grubun ispat etmesi gerekir. Yani binlerce yıldır allah var inancı sürerken, yerleşmiş iken bir grubun hayır alalh yoktur iddiasına girmeleri durumunda onlara “buyrun allahın olmadığını ispat edin” denir. Yoksa, inanmayanların inananlara “ buyrun alalhın varlığını ispat edin demeye hakkı yoktur.
Yukarıda bunun cevabını verdim. Ayrıca diş perisinin yokluğu ile ilgili ıspatlarını bekliyorum.
mercanbal yazdı:Halen günümüzde türkiye dahil bütün modern(?) hukukta “yerleşmiş yargıtay kararları” diye bir kanun var. yani yerleşik kural hangisi ona bakılır, o esas alınır. mesela: kiracı ev kirası ücretini yanlışlıkla ödemesi gerekenden fazla öderse, (500 lira ödemesi gerekirken 600 lira öderse) fazladan yapmış olduğu 100 lirayı ev sahibinden ister de ev sahibi vermez ise mahkeme olmaları durumunda mahkeme şöyle der: yerleşmiş yargıtay karalarına göre (ne zaman yerleşmiş, kim yerleştirmiş bilmiyorum) kiracının -eğer akli dengesi yerindeyse- fazladan ödediği parayı geri almaya hakkı yoktur şeklinde hüküm verir. yani Yerleşmemiş olan esas alınmaz. Bu hal üzere tanrının varlığı yerleşik kural, olmadığı iddiası yeni kuraldır. Bu nedenle tanrının olmadığını iddia edenlerin ispat etmesi gerekir
Yazıyı nerden aldın bilmiyorum ama artık kira ödemeleri banka havalesi ile yapılıyor, fazla ödediği miktarı banka dekontu ile ıspat edip, geri alabilir veya sonraki ayın kirasından düşebilir. Tabii arada kira sözleşmesi ile alakalı başka durumlar varsa iş değişir. Ancak sözleşme ile kısıtlama olmaması durumunda, kiracı parayı fazla verdiğini kanıtlamak istiyorsa, ıspatla yükümlü olan kendisi yani iddia sahibidir.
mercanbal yazdı:2-tanrının varlığını iddia edenler bunu “inançsal” olarak söyler. İnançta ispat olmaz. İspat olsa zaten inanç olmaz. İspat etmesi gereken kesim tanrının olmadığını iddia edenlerdir. Çünkü bunu inançsal değil, bilimsel olarak söylediklerini iddia ediyorlar.
İnanç kişisel kaldığı sürece zaten kimse senden ıspat beklemez. Ama inancını örgütlü boyuta taşıyıp, başkalarından da inancına, dayatma yoluyla inanmalarını beklersen, karşındakilerin senden inancınla ilgili ıspat istemesi veya inancına karşı çıkması kadar da doğal bir şey olamaz. Etki yaparsan, tepki alırsın buda bilimsel özeti.

mercanbal

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen mercanbal » 04 Mar 2014, 16:17

Dinin metodu ispat değil, iknadır. Eğer dinin metodu ispat olsaydı din değil bilim olmuş olurdu.
Bilimin metodu isbattır.
Eğer bilimin metodu ispat değil ikna olmuş olsaydı bilim değil din olurdu. Şimdi biz bilimin isbata dayalı ortaya koyduğu gerçekleri inkar ediyor muyuz. Mesela bilim dese ki: “sazan balığının çenesinde iki tane kıl vardır”. Biz de deriz ki: “buyur isbatla”. Bilim de (bilimle uğraşan şahıs) hemen oltasını dereye atar bir sazan yakalar. “işte bak çenesinde iki tane kıl” biz de bunun doğruluğunu kabul ederdik. Sazan balığının çenesinde iki tane kıl var da biz mi yok dedik.
Her masal kahramanı hayal değildir.karga ile tilki masalındaki karga ile tilki hayal midir?
Kaldı ki islamiyet masal olsaydı la fonten tarafından ortaya konur anında da türkçeye çevrilir, ilkokul birinci sınıftan itibvaren de zorunlu okutulurdu.
Hayvanlardaki öğrenme şekline "şartlanma” denir, akılla uzaktan yakından alakası yoktur.
Ben hormonsal davranıştaki hormonu kastetmedim, hormonsal davranışın doğurduğunu iddia ettiğiniz soyut tanım “aşk”ı kastettim. Aşkı ölçüp biçemezken, hormonsal davranışın bir ürünü olarak tanımladığınız için ben de hormon yerine varlık alemini, aşk yerine tanrıyı koydum.
Benim allah sevgim
1-hormonsaldır: HDL ve LDL hormonsalıma giriyor. Allah sevgim arttıkça HLD hormonum yikseliyor, LDL hormonum düşüyor.
2-psikolojiktir: allahı sevdikçe kendimi daha iyi hissediyorum. Çünkü allah sevgisi karşılıklıdır. Allah kendisini seveni sever.
3-sosyolojiktir. allahı sevenlerle birlikte olmayı istiyorum. çünkü allahı seven, allahı sevenleri de sever. karşı cinse olan sevgide böyle bir şey yoktur.
öncesiz ve sonsuz kelimelerinin tutarsız olduğuna dair benim elimde bir belge yok. Sizin elinizde varsa buyrun paylaşın.
Allah ın birbirine taban tabana zıt sıfatlarının olması tutarsızlık değil tam tersine eksiksiz olduğunu gösterir. Örnek: öncesiz ve sonrasız olmak birbirine taban tabana zıttır. Ancak birbirini tamamlar.
Dinin metdu iknaya yöneliktir.
Dayatma (zorlama dennmek isteniyor herhalde) islamın kabul ettiği bir şey değildir. Eğer öyle olsayı bugün bütün dünya insanları müslüman olmuş olurdu. Çünkü tarihi geçmişte müslümanların insifiyatifi ele aldığı dönemler olmuştur. Dayatma yapan kimse islam adına yanlış yapıyor demektir. İkna etmek için uğraşmalı, ikna edenediği taktirde karşısındakine değil kendine kızmalıdır.

Kullanıcı avatarı
Yek
Üye
Mesajlar: 86
Kayıt: 28 Şub 2014, 10:06
Felsefe: Ateizm
Konum: Türkiye değil

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen Yek » 05 Mar 2014, 11:55

demirefe yazdı:Eğer Muhammedin bu kadar aciz ve çapsız biri olduğunu nerden çıkardığımı merak eden olursa söyleyeyim: Bana birisi Muhammedin akıllı ve bilgili olduğunu gösteren bir ayet göstersin. Kuranda o çağın bilgisi bile yoktur. Tamamen cahil kişiler tarafından yazılmıştır. Ben Kuranı da Muhammedin yazdığına inanmıyorum. Kuran cahil Araplar tarafından anonim derlenmiş karmakarışık bir bulamaçtan başka hiç bir özelliğe sahip değildir.
Kur'an'da değil o çağın; o çağın çok öncesinin bilgisi dahi yoktur.
En basitinden, dünyanın özgün geoid şekli, Sümer tabletlerinde bulunur fakat Kur'an'daki dünya tahayyülü, güneşin, 180 derecelik bir yay hattında üzerinde gidip geldiği bir düzlüktür.
Muhammed'in, düşmemesi için(hahaha) göğü tutan dağlar, ''süs olsun'' diye göğe serpiştirilen ve aslında çoğu dünyadan dahi büyük birer gezegenden başka bir şey olmayan yıldızlar, güneşle dünya arasındaki keçi, balçığa batan güneş... fantazilerine hiç girmeyelim. :)
Engse Hohol yazdı:muhammedin katıldığı savaşlara gazve (akın) denir, katılmadığı savaşlara seriyye denir ki; bizans ile yapılan mute savaşında muhammet, zeyd i komutan olarak atamıştır. müslümanlar bizans ile savaş için 3.000 kişilik bir ordu kurmuştur ve komuta edilmesi konusunda muhammet, "zeyd bin harise'yi kumandan tayin ettim" talimatını verip mute savaşına gitmemiştir, komutan tayin ettiği zeyd bin harise bu savaşta ölmüştür.
Ki Zeyd, o devasa ordunun karşısına kıytırık bir birlikle, ''malum'' nedenlerle ve zaten ölmesi için çıkarılmıştır.
demirefe yazdı:Ben konuyu biraz toparlayayım: Bazıları sanıyor ki Muhammed kurnaz biriydi, etrafına işte Ebubekirdi Ömerdi Osmandı Aliydi filandı falandıyı toplayıp onları peygamber olduğuna inandırdı, onları kullandı.

Hayır böyle bir şey yok. İslam dinini ortaya atan Mekke muhaliflerinin amacı, dağınık Arap kabilelerini bir güç etrafında toplayıp zengin Yahudileri yağmalamak ve yarımadayı Araplaştırmak idi. Bunun için bir çok tanrıyı teke indirmeye ve ondan vahiy getiren bir peygambere ihtiyaçları vardı.

Aynısını Mısır firavunu Akhenaton da denemiş, Mısır'ı tek bir otoriteye boyun eğen birleşik bir imparatorluk yapmak için tek tanrı fikrini ortaya atmıştı.

Mekke muhalifleri iktidarı ele geçirmek için gözlerine Rett sendromu hastası otistik, dağlarda mağaralarda zaman geçiren, yaşlı bir dulun hizmetini gören bir zavallıyı kestirdiler. Bu adamın geçirdiği sara nöbeti benzeri sendromları vahiy geliyor diye yutturmak mümkündü. Öyle de yutturdular.

Yani kullanan muhalif ekip, kullanılan muhammed. O da eğer gerçekten yaşadıysa! Hiç yaşamadan bir efsane olarak bu Mekke muhaliflerinin yarattığı bir efsane olması da mümkün. İkisi de aynı kapıya çıkar: Zavallı hasta bir adamı kutsallaştırıp efsaneleştirmek, ya da hiç yaşamamış bir kişiliği sıfırdan yaratmak!
Çok orijinal ve dikkati hakeden bir düşünce...

Söz konusu dönemde Medine(eski/orijinal adıyla Yatrib), zengin ve entellektüel Yahudilerin elindeydi, ki kimse tarafından ciddiye alınmadığı dönemde ''sizin dininiz size...'' tarzında ayetler yazan Muhammed'in, Arap kabilelerini belli ölçüde de olsa birleştirip, ''asgari'' bir gücü elde eder etmez kervan yağmalamaya başlaması ve bunu da bölgenin bütünüyle Araplaştırılması faaliyetinin izlemesi, işin içerisinde eko-politik amaçlı bir ''bit'' yeniğinin olduğu(en azından olabileceği) kuşkusunu uyandırıyor.

Ayrıca Kur'an'da da, resmen uydurulduğu bağıran çok zorlama ayetlerin(ki bunların başlangıcı da, ''vahyin fetrete girmesi'' denilen sürecin sonrasındadır) yanında, Muhammed'in, bir ilahi güçten geldiğine ciddi ciddi inanarak(trans halinde) yazdığı anlaşılan parçalar da bulmak mümkün.
Yani kendisinin akli dengesinin yerinde olmaması, bence de çok olası.

Dediğim gibi... çok orijinal ve dikkate değer bir iddia.
demirefe yazdı:Tek taraflı kullanım diye bir şey yoktur. Çıkarlar tabii ki karşılıklıdır ve muhammedi kullanabilmek için gönlünü hoş tutmak elbette gerekirdi. Özellikle yaşlı bir dul ile gençliğini törpülemiş bu adamın aç gözüne kestirdiği hangi kadın varsa ona sunmak gibi. Fakat ekip bile bu cinselliğe aç adama Zeyneb'i bile boşatıp verdikten sonra illallah demiş ki, "sana artık başka kadın yok" diye azarlayan bir ayet yazmışlar.

Muhammedin bu kadınlarla bir iş çıkarabildiğini de hiç düşünmüyorum. Bu konuyu başka bir platformda şöyle dramatize etmiştim:

Allah artık muhammedin evlatlığının karısını da almasından sonra onun bitmeyen isteklerinden bıkıp bu son der:

"Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile, başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir." (Kuran 33/52)

Fakat muhammed itiraz edince biraz yumuşar ve ekler:

"Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah her şeyi gözetleyendir." (Kuran 33/52)

Ancak muhammedin sorunları bitmek bilmez. Zeynebi almıştır almasına ama akşamları müslümanlar bir türlü kalkıp gitmemektedirler, muhammed de gerdeğe girmek için sabırsızlanmaktadır. Bunun üzerine:

"Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin Peygamber'in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez." (Kuran 33/53)

Muhammed çok teşekkür eder. Lakin işler umduğu gibi gitmez. Girdiği gerdekten her sabah asık suratla çıkmaktadır. İşlerin iyi gitmediğini Zeynep herkese duyurur diye endişe etmektedir. Bunun üzerine:

"Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir." (Kuran 33/54)

Muhammed artık yaşlandığı dedikodularının nasıl önleneceğini düşünmektedir. Zeyneple konuşan tüm eşlerine sokağa çıkma yasağı önerir ama allah buna sıcak bakmaz. Herkesle konuşmalarını yasaklamaz:

"Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mümin kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur." (Kuran 33/55)

Muhammed itiraz eder, ağızları durmaz deyince allah ekler:

"Ey Peygamber hanımları! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla şahittir." (Kuran 33/55)

Muhammed milletin ağzı durmaz diye itirazı sürdürünce allah ağızlarını meşgul edecek bir zikir önerir:

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin." (Kuran 33/56)

Muhammed bunun da yeterli gelmeyeceğini söyler. Bunun üzerine:

"Şüphesiz Allah ve Resülünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lanet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır." (Kuran 33/57)

Muhammed tehdidi yetersiz bulur. O zaman:

"Mümin erkekleri ve mümin kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir." (Kuran 33/58)

Muhammed karılarının ana babalarına gitmelerine izin verdiğini ama yolda kimseyle konuşmamalarının sağlanmasını ister. Bu istek de yerine gelir:

"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Kuran 33/59)

Muhammed sokakta tanınmayınca kimseyle de konuşmazlar diye rahatlar biraz ama yine de endişelidir. Münafıkların rahat durmayıp mutlaka zeyneple dedikodusunun çıkacağını düşünmektedir. Allah buna da çözüm bulur:

"Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine'de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da orada lanete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler." (Kuran 33/60-61)

Tahrim suresini de öneririm. Hele bu acayip ve garayip surenin gerçeklerinin gözlerden gizlenmesi için tefsir ve mealcilerin ortaya attığı "bal şerbeti" hikayesi kargaları bile güldürecek cinsten!

Yani bu bal şerbeti uydurmacasına var ya kargalar değil, tüm kuşlar da onlara katılarak, bütün hayvanat güler yani!

O derece absürd bir uydurma. İnsan apaçık bir gerçeği gizlemek için bu kadar uydurmacılık yapabilir artık!

Mısır mukavkısı Muhammedin davet mektubunu alınca muhammedin gönlünü hoş etmek için hediye cariyeler gönderiyor. Muhammed ise "yok ben cariye istemem, bana papirüs gönderin de kuranı derletip toparlatıp yazdırayım sağken!" demiyor!

Bir top papirüs istese, kendi güzelce kuranı derletir, hale yola koyardı! Ama yok! İlla ölecek, öldükten sonra millet toparlayacaz diye akla karayı seçecek!

Halbuki o yazdığı davet mektupları kağıda yazılıyordu. Anlaşmalar da kağıda yazılıyordu. Hatta islamdan önce bile Kabe duvarlarına asılan şiirler kağıda yazılıyordu ki, işte kuran gelince şiirleri güveler yemiş filan deniyor.

Yani Mısırlıların büyük taş bloklar arasında kamışları ezerek yaptıkları ilk kağıtlar olan papirüs, bilinmeyen bir şey değildi. Hadi cariye daha tatlı geldi, kuranı yazdırmayı boşverdi diyelim! Yahu taaa Sümerler biliyordu kil tabletlere yazmayı? Günümüze gelmiş bir sürü kil tablet var?

Oluştur bir kütüphane, kil tabletlere bari yazdır? Yok. İlla cariyeler...

Neyse tabi taze cariye. Muhammed yanından çıkmaz olunca karıları isyana geçiyorlar. Muhammedi Hafsa'nın kendi yatağında Mariye ile yakalaması bardağı taşırıyor ve muhammed durumu kurtarmak için Mariye'yi kendine haram ediyor.

Şimdi bir kısım tefsirciler ve mealciler durumu nasıl kurtarıyor biliyor musunuz?

Mariye çok güzel bal şerbeti yaparmış, o yüzden Muhammed onun elinden sık sık bal şerbeti içermiş, karıları kıskanınca bal şerbetini kendine haram etmiş!!!

Tahrim suresi bu nedenle inmişmiş!!!

Yok deve artık, başka ne denir?

Haa, ekleyeyim, cariye hediyesi işe yaramıştır. Her yere sefer düzenlenmiş, Mısır'a düzenlenmemiştir. Hatta muhammedin Mısır mukavkısına bol bol dua ettiği vardır rivayetlerde...

Evet bu şekilde düşünüyorum. Daha sonra şunları da eklemiştim orada:

Muhammedi kimse iplemiyordu zaten. Muhammed muhtemelen Rett sendromu denen genetik bir hastalığın pençesinde ve dağlarda vakit geçiren zavallının tekiydi.

Mekke'de bir ekip dağınık kabileleri birleştirmek ve bu güç ile yahudilerin üzerine yürüyüp servetlerini yağmalamak istiyorlardı. Bunun için Mısır'da firavun Akhenaton'un yaptığını yaptılar. O da tanrıları kaldırıp tek tanrı imal etmiş ve otoriteyi merkezileştirmişti.

Bu iş için lazım olan bir peygamberdi ve muhammedi bu işe uygun gördüler. Ona ganimet, cariye, bol kadın vaadettiler. Tek yapacağı bir ayet gerektiğinde o ayeti "indirmek" ti!!

Mekke kervanını Bedir'de yağmalamak istediklerinde hemen muhammede ayet ısmarlıyorlardı, muhammed de savaş ayetini "indiriyor"du!! Başka bir ayet mi lazım, hemen muhammed download ediyordu.

Ayet "inerken" çıngırak sesi duyduğu, titrediği, terlediği gibi saçma sapan belirtiler hasta olduğunun alametidir. Muhtemelen kendi de inanmıştı peygamber olduğuna zavallı.

Karısı Sevde'yi boynu açık görüp isteği kabaran Ömer kızıp Muhammede karılarının boyunlarını örtmesini söylemesini istiyor, muhammed hemen yakalara örtü ayetini imal ediyordu.

İşte örnekleri çok. Muhammed evlatlığının karısı ve kuzenini istiyor, ömer ve ekip "bak ama bu son" diyerek bu isteğini de yerine getiriyorlar.

Muhammed zavallı hasta bir adamdır. İktidar için kullanılmış, ölüsüne sahip çıkan bile olmamıştır. Ömer ölürken "sayıklıyor" diye istediği kağıt kalemi bile getirtmemiş, ölüsü öylece kalıp hilafet tartışması yapılmıştır. Kokmaya başlayınca aceleyle gömülmüş, cemaatle namazı bile kılınmamıştır.

Bu anlatıma şimdi ilave edeceğim de kırtas olayıdır. Muhammed ölürken kağıt kalem istemiş fakat Ömer sayıklıyor diyerek getirilmesine engel olmuş, muhammedin kızı Fatıma buna çok gücenmiştir. Muhammed ölünce ölüsü ile kimse uzun süre ilgilenmemiş, kokmaya başlayınca acele ile gömülmüştür. Sonra da Ömer kendisine gönül koyan Fatıma'yı döverek çocuğunu düşürmesine neden olmuş ve muhammedden miras kalan hurmalığı elinden almıştır.
Muhammed, ana baba şefkatinden mahrum büyümüş bir evlatlıktı ve bütün bir gençliği, yaşlı bir dulun hizmetinde geçmiş, çevrenin ''köyün delisi'' muamelesi yaptığı(Bkz. şu deli yeğenine söyle...) bir gariban, evli barklı ve yaşını başını almış birisi olduğu halde bütün zamanını bir mağarada tek başına geçiren bir hastaydı(gidin bir psikoloğa, ''hocam Mehmet adında bir arkadaşım var. Kendisi evli ve kırk yaşını devirdi ama bütün gün bir mağarada tek başına oturuyor. Sizce bu arkadaş normal mi?'' diye sorun, bakalım kendisinden ne yanıt alacaksınız) ve belki de en önemlisi, dönemin Mekke kodamanlarının aksine, genç kadın, az buçuk maddi rahatlık ve kişilerin saygısı(en azından birazcık) gibi şeyler, onun için çok değerli birer unsurdu.

Yani evet... haklı olabilirsiniz zira istihbarat örgütlerinin bugün dahi çok sık ve ciddi bir başarı oranıyla uyguladığı, ''kimsenin ciddiye almadığı, et kafalı bir zavallıdan kahraman çıkarma(Bkz. örnek vermiyorum, azıcık düşünün)'' faaliyetinin kökleri, aslında geçmişte aranmalı.

Cinsellik konusuna gelince...
Genç ve güzel bir kadını, bütün bir gençliği boyunca gör(e)memiş birisinin, bu şansı elde ettiğinde neler yapabileceğine en güzel örnek, Muhammed'in cinsel yaşamı olsa gerek, ki kendisinin bu zaafı, başta Ebubekir olmak üzere, çevresi tarafından da kullanılmıştır.
Ebubekir, henüz altı yaşındaki kızı Aişe'yi Muhammed'le nikahlayarak, Muhammed'e inananlar arasında Ali kadar eski olmamasına rağmen, kendisinin veliahtlığını garanti altına alabileceğini düşünebilmiş, Aişe'nin nüfuzunu ve Ali'ye duyduğu kini(Bkz. gerdanlık olayı) kullanarak bunu başara da bilmişti.

Yalnız aynen sizin gibi düşünüyorum ve kocasını ve babasını öldürttüğü 13 yaşındaki bir kadıncağızı aynı gece yatağa atacak kertede cinsellik düşkünlüğünün, aslında tatminsizlik kaynaklı olduğunu sanıyorum, ki ''otuz erkek gücündeki Muhammed'' türünden zırvaların, aslında kendisinin iktidarsızlığını gizlemek için piyasaya çıkarıldığı da aşikar(meşhur ''parmak kullanmak zorunda kalma'' konusunu da unutmamalı).
demirefe yazdı:Rahatsız etmesi için bir neden yoktu. Onlar da aynı muhammedin yaptıklarını yapıyorlardı. Küçük kızlar, cariyeler, ganimet... Hepsi yağmadan payını alıyordu. Ömer'in bir kız çocuğunun eteğini kaldırıp baktığı rivayeti meşhurdur. Ayrıca kendi kız çocuğunu diri diri gömerek öldürdüğü itirafı da. Bir insan bunu yaptıysa bunun cahiliyesi sonrası olmaz. Bu kişi her zaman bir taş yürekli sadisttir. O zaman cahiliyeydi diye bir şey olamaz. Bunu yapacak tiyniyette bir adam her zaman aynı tiyniyettedir. Değişmez. Öyle yaygın bir kızları gömme adeti olamaz. Bunu Ömer gibi belli sadist kişiler yapıyordu. Tuttular tüm geçmişi bununla karalayıp cahiliye dediler. O cahiliye dedikleri insanlar Hudeybiye anlaşmasıyla müslümanlara kabeyi tavaf izni vermişti. Müslümanlar Mekkeyi işgal edince ne yaptı? Müşrikler pistir, kabeye sokmayın, gördüğünüz yerde öldürün dediler!

Bu adamlar öyle erdemli, bilge kişiler değillerdi ki rahatsız olsunlar? Yağmacı adamlardı. Tek düşünceleri yağma, talan, ganimet, köle, cariye...

Tekrar ediyorum: Mekke muhalif hareketinin amacı tek tanrıya tapma adı altında gücü elinde toplayıp bu birleşik güçle yahudileri yağmalamak ve soykırıma uğratıp yarımadayı araplaştırmaktı. Bu amaca muhammedi peygamber diye lanse edip onun üzerinden sözde vahiyler üreterek, bu yolla katliam ve talanı meşrulaştırarak ulaştılar.
Muhammed'in kazandıkları(şu kadar hurmalık, bu kadar deve, güzel kadınlar...), bence sadece Muhammed için çok büyüktü fakat Mekke'nin o dönemki kaymak tabakası için fıstık parası bile değildi. Ne zaman zengin Medine düştü, bölgede egemenlik genelde Araplara, özelde de bugün dahi aynı erki ellerinde bulunduran ailelere geçti.
En basit örnek, şu kölelik konusu. İslam, köleliği yasaklamış mıdır? Hah! :) İslam'ın mükemmeller mükemmeli Tanrısı, bu rezaleti engellemeyi ''neden'' düşünmedi acaba? Mekke burjuvazisinden çekindiği için olabilir mi?

Ayrıca ''cahiliye'' denilen döneme dair düşüncelerinize de aynen katılıyorum.
Bunu hep söylerim: Putperest Arap'la zerre sorunum varsa ne olayım!
Türkistan'a saldırmak, burada ırzına geçilmemiş kadın bırakmamak, erkekleri kilometreler boyu ağaçlara asmak, çocukları köle, kadınları cariye yapmak, kızları köle pazarlarında satmak... pagan Arapların aklına dahi gelmedi.

Şu ''kız çocuğunu gömme'' miti de, bu topluluk deveyle ürmediğine göre, dediğiniz üzere, ancak bu tıynetteki yaratıkların işidir, rahatlıkla diyebiliriz.
Kaldı ki ''cahiliye'' döneminde Arap Kadını, bugünkünden çok daha iyi konumdaydı.
Muhammed'in ilk eşi Hatice'nin, hem de dul kadın başına bir ticaret erbabı olabildiğini düşünmek ve bunu, kadının Arabistan'daki bugünkü yeriyle birlikte yorumlamak, ''cahiliye''nin o kadar da kötü bir dönem olmadığını anlamak için yeterli olsa gerek.
Hepsini geçtim, pagan dönemindeki baş Tanrıları(yani aslında Tanrıçaları) dahi dişil bir topluluktan bahsediyoruz.
misafir yazdı:SORU: Bir Müslüman nasıl Allah’ın varlığına ve birliğine şahitlik yapabilir? Ne Allah (c.c.) ne de Hz. Muhammed (s.a.s) duyu organları ile algılanmamaktadır. Öyle ise İslam dinine girişte yapılan şahadette ‘Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve rasuluh’ta, bir Müslüman yalancı şahitlik yapmaktadır. Duyu organları ile algılamadığı şeylere tanıklık yapmaktadır.

Cevap: Doğru, görünüşte böyledir. Bir Müslüman Allah’ı ve peygamberi hiçbir duyu organı ile algılamadığı halde bunlara dair şahitlik yapmaktadır. Bu durumda yaptığı yalancı şahitliktir. Ama bu reel dünyada geçerlidir. Hayat sadece reel dünyadan ibaret değildir. İnsanın bir de manevi dünyası vardır. Reel dünyada şahitlik gözle ve gördükleri ile olur. Göz eşekte de vardır. Ama eşekliğini üzerinden almaz. Manevi dünyada ise şahitlik kalp gözü ile yapılır. Bu göz sadece insanda olur. Hayvanlarda olmaz. Buna sezgi de diyebiliriz. Kimse sezgiyi küçük görmesin. Bilim adamları buluşlarını gözlerine değil sezgilerine borçludurlar. Hayatımızı kolaylaştıran her teknolojik ürün insandaki bu yeti sayesinde bulunmuştur. Göz bunda başlıca rolü oynamamıştır. İşte bir Müslüman şahitliğini eşekte de olan baş gözü ile değil sadece insana ait olan kalp gözü ile manevi dünyada yapmaktadır. Dolayısıyla şahitliği manevi düzlemde geçerlidir. Allah’ın Kuran-ı Kerim’de pek çok ayette inançsızlar için söylediği, ‘onlar kördürler’ ifadesi, bu kalp gözü ile ilgilidir.

Kalp gözünün açılması ise hidayetle olur. Hidayet ise Allah’tandır. Allah kullarına hidayet vermeyi ise bazı şartlara bağlamıştır. Bunların hepsini bir kul olarak bilmemize imkân yoktur. Allah’ın ilminde saklıdırlar. Yalnız Allah’ın sevdiği şeylere yönelenlere, yasaklarından kaçınanlara hidayetinin ulaşabileceğini düşünebiliriz.


verilmiş bir cevap...
''Hangisini'' yorumlayayım ki?
Hayvanların, insanlardan çok daha kuvvetli sezgilere sahip olduğunu mu, bilim insanlarının çalışma sisteminde sezgilere(?) yer olmadığını(sanki insanlığa 5 Kuruşluk katkıları olmuş) mı?

Aha size din! Hem de en yedinci asırlısından...

Araya karışmış, hayvanların zekalarının olmadığı gibi fantastik iddiaları geçiyorum.

Yine de birkaç şey ekleyeyim:

http://www.youtube.com/watch?v=tmZsNF03b5o

http://www.youtube.com/watch?v=armJAV1Knyo

http://www.youtube.com/watch?v=mPuVubVtvWI

http://www.youtube.com/watch?v=AX2Vef_kQ3o
mercanbal yazdı:Dinin metodu ispat değil, iknadır. Eğer dinin metodu ispat olsaydı din değil bilim olmuş olurdu.
Bilimin metodu isbattır.
Eğer bilimin metodu ispat değil ikna olmuş olsaydı bilim değil din olurdu.
Hah işte! Demek ki neymiş? Bilim ve din, birbirlerinden çok farklı mecraların kurumlarıymış ve bu nedenle birbirlerine alternatif olamazlarmış çünkü bir tanesi fizik gözleme ve deneye, diğeri ise metafizik imana dayanırmış.
Pekiyi bunu biliyorsanız, evrimin karşısına yaradılışı çıkarmaktan neden vazgeçmiyorsunuz?
mercanbal yazdı:Her masal kahramanı hayal değildir.karga ile tilki masalındaki karga ile tilki hayal midir?
Değildir. Söz konusu masalın kahramanlarının, dinlerin Tanrıları kadar absürd olmadığı gibi.
mercanbal yazdı:Kaldı ki islamiyet masal olsaydı la fonten tarafından ortaya konur anında da türkçeye çevrilir, ilkokul birinci sınıftan itibvaren de zorunlu okutulurdu.
Zorunlu okutulan din kültürü ve ahlka bilgisi dersi ne oluyor?
mercanbal yazdı:Hayvanlardaki öğrenme şekline "şartlanma” denir, akılla uzaktan yakından alakası yoktur.
Hayvanlardaki öğrenmenin şartlanmayla uzaktan yakından alakası yoktur.
Hayvan davranışlarının temeli şartlanma olsaydı, en basitinden köpek adlı hayvanın ırkları arasındaki eğitilebilirlik farkı söz konusu olmazdı.
Ha bu konuda iddialıysanız, buyurun, bir Kangal'ı ördek aportu yapmaya, bir Labrador Retriever'i de koyun gütmeye şartlandırın.
Bir de not: Sadece köpek ırklarındaki farklılaşmanın, beraberinde farklı özellikleri getirmesi dahi, bizi evrim realitesine götürür.
Bahsettiğim farklı ırkların neredeyse tamamının, bizzat insan eliyle birbirlerinden türetilmiş olmalarıysa, teistler için bir üzüntü kaynağı olsa gerek.
mercanbal yazdı:Dinin metdu iknaya yöneliktir.
Dayatma (zorlama dennmek isteniyor herhalde) islamın kabul ettiği bir şey değildir. Eğer öyle olsayı bugün bütün dünya insanları müslüman olmuş olurdu. Çünkü tarihi geçmişte müslümanların insifiyatifi ele aldığı dönemler olmuştur. Dayatma yapan kimse islam adına yanlış yapıyor demektir. İkna etmek için uğraşmalı, ikna edenediği taktirde karşısındakine değil kendine kızmalıdır.
İkna edemediği yerde de, kılıç kuşanmaktan kaçınmaz.
Bugün herkes Müslüman değilse, bunun nedeni, dünyanın ''geri kalan kısmına'' gidememenizdir(ki denediniz bunu ama gücünüz yetmedi).
Türklerin Müslüman oluşlarını ''azıcık'' incelerseniz, burada savunduğunuz dini, atalarınızın ''nasıl'' kabul etmek zorunda kaldığını da öğrenirsiniz.

Bir tavsiye: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=130112

http://www.youtube.com/watch?v=9orjxivb5xU
El Late vel Uzza ve Menates Salisete Luhra,
Tilke Kavanikül ıla,
Ve innekel şefaate hünnel Turna.
OWNED! xD

Kuşkusuz o Kur'an, değerli bir elçinin sözüdür. (Tekvir-19)

Ego vos benedictio in nomine Satanus.
Dominus Inferus vobiscum. Et cum tuo...
Amen.

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 929
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen KRALMAS » 06 Mar 2014, 12:52

mercanbal yazdı:Dinin metodu ispat değil, iknadır. Eğer dinin metodu ispat olsaydı din değil bilim olmuş olurdu.
Bilimin metodu isbattır.
Eğer bilimin metodu ispat değil ikna olmuş olsaydı bilim değil din olurdu.
İkna olmak, bilinmeyene/anlaşılmayana inanmaktır ve inanç eğer gerçekleri yansıtmıyor ise elbette ki ıspat edilemez.
mercanbal yazdı:Şimdi biz bilimin isbata dayalı ortaya koyduğu gerçekleri inkar ediyor muyuz. Mesela bilim dese ki: “sazan balığının çenesinde iki tane kıl vardır”. Biz de deriz ki: “buyur isbatla”. Bilim de (bilimle uğraşan şahıs) hemen oltasını dereye atar bir sazan yakalar. “işte bak çenesinde iki tane kıl” biz de bunun doğruluğunu kabul ederdik. Sazan balığının çenesinde iki tane kıl var da biz mi yok dedik.
İşinize gelmeyenleri öyle bir inkar ediyorsunuz ki. Günümüzde ki hali ile modern biyolojinin neredeyse tamamını oluşturan, evrim teorisi için düşüncen nedir mesala?
mercanbal yazdı:Her masal kahramanı hayal değildir.karga ile tilki masalındaki karga ile tilki hayal midir?
Kaldı ki islamiyet masal olsaydı la fonten tarafından ortaya konur anında da türkçeye çevrilir, ilkokul birinci sınıftan itibvaren de zorunlu okutulurdu.
Karga ve tilki, hayvan cinsi olarak mevcut olabilir ancak, bu hayvanların insan gibi konuşmaları ve iki farklı hayvan türünün birbiri ile iletişim kurması hayaldir. Masalların zorunlu ders olmadığını bilmiyorsun galiba, tabii imam hatiplerde farklı bir uygulama varsa bilemem. Ayrıca bugün din zorunlu ders olarak okutulmuyor mu zaten? Tek sorun birinci sınıfta olmaması ise de, okul öncesi kuran kursları ile o işide yapıyorlar zaten.

Okul öncesi din eğitimine talep fazla
http://www.sabah.com.tr/Egitim/2013/12/ ... alep-fazla
mercanbal yazdı:Hayvanlardaki öğrenme şekline "şartlanma” denir, akılla uzaktan yakından alakası yoktur.
Şartlanma çok genel bir tabir, eğer ödül, ceza, korku, sevgi, nefret şartlanmayı doğruyor bu şekilde öğreniyorlar dersek, insandaki akıl içinde aynı tabir kullanılabilir.
mercanbal yazdı:Ben hormonsal davranıştaki hormonu kastetmedim, hormonsal davranışın doğurduğunu iddia ettiğiniz soyut tanım “aşk”ı kastettim. Aşkı ölçüp biçemezken, hormonsal davranışın bir ürünü olarak tanımladığınız için ben de hormon yerine varlık alemini, aşk yerine tanrıyı koydum.
Aşk, hormonların ötesinde düşünür isek, sadece basit bir kelimeden ibarettir, aynı inandığın arap tanrısı gibi.
mercanbal yazdı:Benim allah sevgim
1-hormonsaldır: HDL ve LDL hormonsalıma giriyor. Allah sevgim arttıkça HLD hormonum yikseliyor, LDL hormonum düşüyor.
2-psikolojiktir: allahı sevdikçe kendimi daha iyi hissediyorum. Çünkü allah sevgisi karşılıklıdır. Allah kendisini seveni sever.
3-sosyolojiktir. allahı sevenlerle birlikte olmayı istiyorum. çünkü allahı seven, allahı sevenleri de sever. karşı cinse olan sevgide böyle bir şey yoktur.
Hormonsal olayları duyu organları tetikler, duyuların algısının ötesinde olan şeyler için böyle bir faaliyet mümkün değildir. Sosyoloji ise kendi türünle olan iletişimle alaklıdır. Bir tek psikolojik olarak şartlanma söz konusu. Bir şeyleri çok istiyor olmak ve buna şartlanmak, o şeyi gerçek yapmaz.
mercanbal yazdı:öncesiz ve sonsuz kelimelerinin tutarsız olduğuna dair benim elimde bir belge yok. Sizin elinizde varsa buyrun paylaşın.
Allah ın birbirine taban tabana zıt sıfatlarının olması tutarsızlık değil tam tersine eksiksiz olduğunu gösterir.
Örnek: öncesiz ve sonrasız olmak birbirine taban tabana zıttır. Ancak birbirini tamamlar.
"Öncesiz, sonsuz, eksiksiz, değişmez, mükemmel, mucize" bunlar gerçekle ilgisi olmayan paradoks ifadelerdir. Yaşadığımız evrende bu ifadelerin bir karşılığı yoktur. Dolayısıyla da, bu ifadelerle tanımlanan her şey, sadece hayal ürünü masallardan ibarettir.
mercanbal yazdı:Dinin metdu iknaya yöneliktir.
Dayatma (zorlama dennmek isteniyor herhalde) islamın kabul ettiği bir şey değildir. Eğer öyle olsayı bugün bütün dünya insanları müslüman olmuş olurdu. Çünkü tarihi geçmişte müslümanların insifiyatifi ele aldığı dönemler olmuştur. Dayatma yapan kimse islam adına yanlış yapıyor demektir. İkna etmek için uğraşmalı, ikna edenediği taktirde karşısındakine değil kendine kızmalıdır.
Dayatma ve zorlama ile ikna, islamın kullandığı esas metotlardan biridir. İslamın yayılışında kılıçtan geçirdiği, insanlar bunun en güzel örneğidir.

mercanbal

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen mercanbal » 13 Mar 2014, 10:43

ben dayatmayı ve zorlamayı metod olarak benimsemiş bir islam tanımıyorum.
.................
arap tanrısı, arap tanrısı,arap tanrısı....(yani üç tane arap tanrsı var demek ki)
arap tanrısından(!) bahseden hz. peygamber aynı zamanda şeytandan da bahsetmektedir. hatta "cinlerden ve insanlardan olan şeytanlardan"..
şeytan nedir? hayal mahsülü müdür? yoksa şeytanlar da arap şeytanları mıdır? insanlardan olan şeytanlardan bahsedildiğine göre eğer -size göre - türklerden şeytan yoksa türkler insan değil midir vs vs.. biraz da bu konuda yazarsanız sevinirim..

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 929
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen KRALMAS » 13 Mar 2014, 20:35

mercanbal yazdı:ben dayatmayı ve zorlamayı metod olarak benimsemiş bir islam tanımıyorum.
Senin neyi tanıdığın veya inandığın önemli değil, tarih bize gösteriyor ki islam insanlara gül dağıtılarak değil, şiddet ve korku yayarak, kılıçtan geçirerek yayıldı.
mercanbal yazdı:arap tanrısı, arap tanrısı,arap tanrısı....(yani üç tane arap tanrsı var demek ki)
Aslına bakarsan yaklaşık 350 tane olduğu düşünülmekte.
mercanbal yazdı:arap tanrısından(!) bahseden hz. peygamber aynı zamanda şeytandan da bahsetmektedir. hatta "cinlerden ve insanlardan olan şeytanlardan"..
şeytan nedir? hayal mahsülü müdür? yoksa şeytanlar da arap şeytanları mıdır?
Biz onlara fantastik (hayali) canavarlar diyoruz. Bunlara melekler, ruhlar, islam öncesi peygamberler de ilave edilebilir. Tabii ki bu şeytan ve meleklerin bir çoğununda, islam öncesi dönemlerde inanılan dinlerin tanrı isimlerinden seçildiği de düşünülmektedir. Ama konu islam mitolojisi olduğunda tanrı yerine hayali karakter sıfatı daha uygundur.
mercanbal yazdı:insanlardan olan şeytanlardan bahsedildiğine göre eğer -size göre - türklerden şeytan yoksa türkler insan değil midir vs vs.. biraz da bu konuda yazarsanız sevinirim..
Soruyu tam olarak anladığımı söyleyemiyeceğim. Yine de şeytan ve diğer fantastik canavarlar konusundaki düşüncelerimi yeterince açıkladığımı düşünüyorum.

mercanbal

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen mercanbal » 18 Mar 2014, 11:15

şyetan denilince sadece şeytan denilinmyor. "kovulmuş şeytan" deniliyor.
eğer bu "kovulmuş şeytanlar" arap dünyasından kovulmuş ise, oradan kaçan şeytanların ilk kaçacağı yer anadolu coğrafyası.. eğer bu böyle olmuş ise bugün türkiye'de binlerce şeytan var demektir. hem de irilerinden birkaç tanesinin bu sitede olması çok muhtemel!..
bir de cinler var!..
cinler de mi hayal. cinler konusundaki görüşleriniz nedir? cinci hocalar, cin çarpmaları vs vs..

Kullanıcı avatarı
Yek
Üye
Mesajlar: 86
Kayıt: 28 Şub 2014, 10:06
Felsefe: Ateizm
Konum: Türkiye değil

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen Yek » 18 Mar 2014, 11:49

mercanbal yazdı:ben dayatmayı ve zorlamayı metod olarak benimsemiş bir islam tanımıyorum.
Fakat İslam, ne yazık ki tanıyor.
Arama motoruna Talkan, Curcan ve Kureyza Katliamları yazarsanız, ne kastedildiğini anlarsınız.
mercanbal yazdı:arap tanrısı, arap tanrısı,arap tanrısı....(yani üç tane arap tanrsı var demek ki)
Arap panteonunda, üçten de fazla Tanrı vardı fakat Baş Tanrılar(aslında Tanrıçalar) üç taneydi(Lat, Menat ve Uzza).
Ha kastınız Arap Tanrısı Allah özelinde değil de, genel anlamda Tanrı konseptine yönelikse, şunu bilin ki insanlık tarihinde icat edilmiş Tanrı sayısı, yüzlerle ifade ediliyor.
mercanbal yazdı:arap tanrısından(!) bahseden hz. peygamber aynı zamanda şeytandan da bahsetmektedir. hatta "cinlerden ve insanlardan olan şeytanlardan"..
şeytan nedir? hayal mahsülü müdür? yoksa şeytanlar da arap şeytanları mıdır?
Şeytan, İbrahimi/İbrani/Sami/Semitik üç dinden(Musevilik, Hristiyanlık ve İslam) önceki pagan inançlarda, evrenin negatif enerji kapılarını tutan(yani bu felsefelerdeki düalizm unsuru uyarınca, evrendeki dengeyi sağlayan) ve dünyadaki günahların değil; olumsuzlukların(kıtlık, kuraklık, salgın hastalıklar, hayvan ölümleri...) sorulusu bir varlıkken, İbrani dinleri içerisinde deformasyona uğrayarak, bugünkü halini almış bir hayal kahramanıdır.
Yalnız şu da unutulmamalı: Pagan inançlarda Şeytan, gücün karanlık yönüne hakim ve çok saygı duyulan bir varlıkken, Tanrı'yı tekleştirmek için didinenlerin(ki bunun nedeni de politik ranttır) elinde maymun edilmiştir.
mercanbal yazdı:insanlardan olan şeytanlardan bahsedildiğine göre eğer -size göre - türklerden şeytan yoksa türkler insan değil midir vs vs.. biraz da bu konuda yazarsanız sevinirim..
Türk bir peygamberden de bahsedilmiyor ama. Hatta adları geçen bütün ''peygamberler'', ne enteresandır ki hep Hami/Sami topluluklardan(Yahudi ve Arap) çıkmış.
Yani ''Yoksa Türkler insan değil mi?'' sorunuzun muhatabı, aslında Allah.

Ayrıca Türk, bir Şeytan'a sahip olmak için Arap'a muhtaç falan da değil zira Türk Mitolojisi'nde de, diğer mitolojilerdeki(Nors/İskandinav, Elder Mısır, Sümer, Hind...) Şeytanlar(Loki, Seth, Mara...) gibi bir Şeytan var: Erlik/Erklik/Albız/Yek.
mercanbal yazdı:şyetan denilince sadece şeytan denilinmyor. "kovulmuş şeytan" deniliyor.
eğer bu "kovulmuş şeytanlar" arap dünyasından kovulmuş ise, oradan kaçan şeytanların ilk kaçacağı yer anadolu coğrafyası.. eğer bu böyle olmuş ise bugün türkiye'de binlerce şeytan var demektir. hem de irilerinden birkaç tanesinin bu sitede olması çok muhtemel!..
Hehehe...
Bilakis; kaçacağı son yer, politeizmin en güçlü olduğu yerlerden Anadolu'ydu(hatta Ortadoğu haricinde hiçbir yerde tutunması mümkün değildi) fakat baskıyla, şantajla, tehditle, katliamla, rüşvetle... Asya'ya da, Afrika'ya da, Anadolu'ya da sokuşturuldu bu Arap mitleri.
mercanbal yazdı:bir de cinler var!..
Var.
Türk Mitolojisi'nde yer/su ruhları, paganist diğer inançlarda da farklı adlarla karşımıza çıkan bu antitelere inanç da, aslında İbrani dinlerle başlamadı.
mercanbal yazdı:cinler de mi hayal. cinler konusundaki görüşleriniz nedir? cinci hocalar, cin çarpmaları vs vs..
''İnanmayana bir şey olmaz'' sözü, ''bazı şeyleri'' anlamanız için yeterli olmalı.
El Late vel Uzza ve Menates Salisete Luhra,
Tilke Kavanikül ıla,
Ve innekel şefaate hünnel Turna.
OWNED! xD

Kuşkusuz o Kur'an, değerli bir elçinin sözüdür. (Tekvir-19)

Ego vos benedictio in nomine Satanus.
Dominus Inferus vobiscum. Et cum tuo...
Amen.

mercanbal

Re: Müslümanlar neden yalancıdır?

Mesaj gönderen mercanbal » 18 Mar 2014, 12:16

yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış!.
arap mitlrerini anadoluya sokmamak için türk miti icat etmeniz gereklidir. yoksa karşı koyamazsınız. yoksa türk miti icat ettiniz de bizim mi haberimiz yok?

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir